psikiyatrist

Psikiyatrist

Psikiyatrist kimdir?

Psikiyatrist Uzman

Gönül ERDAL kimdir?

Psikiyatrist Doktor Gönül ERDAL

Mezun Olduğu Okullar
Ankara Anadolu Lisesi
Ak.Ü.Tip Fakültesi

İhtisas Aldığı Yer
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastaliklari Hastanesi

İş yeri
Ankara Yüksek Ihtisas Hastanesi
TEL :0312 3061510

Muayenehane
Tunalı Hilmi cad. 85/7 Kavaklıdere Ankara
TEL 0 312 426 76 18 -0312 467 63 00
CEP TEL :0532 2633480

Gönül ERDALUzmanlık Alanları
Depresyon ve depresyon spektrumundaki hastalıklar
Anksiyete bozuklukları spektrum hastalıkları
Alkol bağımlılığı
Uyusturucu Madde bağımlılığı
Obsesif-Kompulsif Bozukluklar
Cinsel Islev Bozuklukları
Uyku Bozuklukları
Uyum Bozuklukları
Hipnoz

Biyografi:

Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL 1966 yılında Ankara’da doğdu. Ortaokulu Ankara Atatürk Lisesinde tamamladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi Tıp fakültesinden derece ile mezun oldu.

Mecburi hizmet sırasında örnek doktor seçildi ve sağlık ocağı ödülü aldı. Psikiyatri ihtisasını Bakırköy Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesinde yaptı. 3. Avrupa uyuşturucu kongresinde bilimsel kurul görevi alan ve düzenleme ekip üyeliği yapan Dr. Gönül ERDAL, 1998 yılında sürücü aday ve silah ruhsatı muayene merkezi ve 2000 yılında ise madde bağımlısı sokak çocukları tedavi merkezinin başhekimliğini yaptı.

İngilizce terapi yapabilen nadir doktorlardan olan Gönül ERDAL ’ın çok sayıda yabancı yayını mevcuttur. Aynı zamanda Japonca da bilen Psikiyatri Uzmanı Dr. Gönül ERDAL yüksek ihtisas hastanesinde konsultasyon biriminde yer almaktadır ve sigara polikliniği kurucusudur.



Değişim Çağının Yönetimi

1. YÖNETİM:
a. İş Teorisi : Toplum, pazarlar, müşteriler, rakipler, teknoloji gibi sürekli değişim içinde olan şeylere ilişkin varsayımlardır.
b. Belirsizlik İçin Planlama : Fırsat kapıyı çaldığında, firmanın gerek bilgi kaynaklarını ve insanları önceden hazırlamış olması gerekir. Bunun anlamı, ayrı bir gelecek bütçesi geliştirmek gerektiğidir. Belirsizlik için planlama, bundan başka bir şey değildir.
c. Beş Ölümcül Günah : İlk günah, yüksek kar marjlarına ve fazla fiyatlandırmaya tapmaktır. İkinci günah, yeni bir ürüne pazarın kaldıracağı kadar fiyat koymaktır. Üçüncü günah, maliyet güdümlü fiyatlandırmadır. Dördüncü günah, yarının fırsatını dünün sunağında kurban etmektir. Beşinci günah, sorunları beslerken fırsatları açlıktan öldürmektir.
d. Aile Şirketinin Yönetimi : Aile şirketinin özel kuralları; aile üyelerinin en az aile üyesi olmayan işgörenler kadar yetenekli değillerse ve onlar kadar sıkı çalışmıyorlarsa, firmada çalışmamalarıdır. Şirketin yönetiminde aileden kaç kişi olursa olsun ve bunlar ne kadar verimli çalışırsa çalışsın, üst görevlerden biri her zaman aileden olmayan birisi tarafından doldurulmalıdır. Aile yönetimindeki şirketler kilit konumlarına artan ölçüde aile dışı profesyonel elemanları getirme ihtiyacı duymaktadır. Yönetimin kime devredileceğine karar verme, ne aileden ne de firmadan olan birisine verilmeli, bunun yerine dışarıdan birisine bırakılmalıdır.
e. Başkanlığın 6 Kuralı : Birinci kural; tercih edilmesi gereken yol, kendi isteklerini inatla gerçekleştirmeye çalışmak olmamalıdır. İkinci kural; kendini dağıtmanın yoğunlaşmasıdır. Üçüncü kural; hiç bir şeyin kesin olduğunu iddia etmemek ve hiç bir şeyi test etmeden uygulatmamaktır. Dördüncü kural; etkili bir başkanın bile her ayrıntıyı öğrenemeyeceğidir. Beşinci kural; bir başkanın yönetim içinde dostu olmaması gereğidir. Altıncı kural; bir kez seçildikten sonra kampanya yürütmeye son vermek gereğidir.
f. Şebekeler Toplumunda Yönetim : Yöneticiler, kendileri için çalışan insanların güvenini kazanmak zorundadırlar.

2. ENFORMASYON TABANLI ÖRGÜT:
a. Yeni Örgütler Toplumu : Toplumda bilgi, bireyler ve ekonominin bütünü açısından birinci kaynaktır. Uzmanlaşmış bilgi kendi başına bir şey üretemez. Bir örgütün amaç ve işlevi, uzmanlaşmış bilgileri ortak bir hedef halinde bütünleştirmektir.
b. Üç Tip Ekip : Her biri, yapısı, üyelerinden talep ettiği davranışlar, güçlü ve zayıf yanları, sınırlılıkları, getirdikleri ve her şeyden önce de yapabilecekleri ve kullanım alanları bakımından farklılıklar gösteren üç tür ekip vardır. Bunlar beyzbol takımı, futbol takımı ve tenisteki çiftlere benzetilebilir.
c. Perakendecilikteki Enformasyon Devrimi : Perakendecilik alanında herkes ayakta kalabilmenin ve başarının anahtarının hizmet olduğunu söyler.
d. Veri Okumayı Öğrenmek : Hangi enformasyonu, ne amaçla ve nasıl kullanacaklarına karar verecek olan araçları kullananlar da yöneticiler ve profesyonellerdir. Bunun için veri okurlar.
e. Saymak Değil Ölçmek : Bize etkili iş kontrolü sağlayacak yeni ölçümlere-buna iş denetimi de diyebiliriz ihtiyaç vardır.
f. Yöneticilerin İhtiyaç Duyduğu Enformasyon : Bu makalenin konusu, yöneticilerin ihtiyacı olan enformasyonu elde etmek için gerek duydukları araçlardır. Zenginlik Yaratmada gerekli olan enformasyon; temel enformasyon, üretkenlik enformasyonu, yetenek enformasyonu ve kaynak dağılımı enformasyonudur. Bu dört tür enformasyon bize yalnız mevcut işin gidişi hakkında bilgi vererek taktikleri yönlendirebilir. Strateji için, çevreye ilişkin örgütlenmiş enformasyona ihtiyaç vardır. Tek kar meerkezi müşterilerdir.

3. EKONOMİ:
a. Dünya Ekonomisinin Ticaret Dersleri : Uluslararası ticaret artan ölçüde hizmetler ticareti haline gelmektedir. Hizmet ticareti, çoğu bilginin ithal ve ihracından oluşmaktadır. Son kırk yılın en tartışılmaz dersleri; dünya ekonomisine katılma derecesinin iç ekonomik büyüme ve refahın anahtarı haline gelmiş olması ve gümrük korumalarının ancak nadiren etkili olabildiğidir.
b. Yeni Pazarlar Nerede : Yeni pazarların en dolaysız ulaşılabilir olanları telekomünikasyon ve enformasyon pazarlarıdır. (Bunlar, suyu ve havayı temizleyen cihazlar pazarı, agrobiyoloji pazarı ve enerji pazarıdır.) Üçüncü pazar özelleştirmedir. Dördüncü pazar demografinin yarattığı pazardır.

4. TOPLUM:
a. Sosyal Dönüşümler Yüzyılı : Köylülerle hizmetçiler sadece en büyük değil, aynı zamanda en eski sosyal grupları oluşturuyordu. Oysa 20. Yüzyılın başındaki toplum mavi yakalı işçiye teslim olmuştur. Ne var ki, 1990’lara gelindiğinde, gerek mavi yakalı işçi gerekse onun sendikası, geri dönülemez toptan bir gerileme içine girdiği görülmüştür. Artık mavi yakalı işçinin yerini bilgi işçisi almaktadır. Yeni işler önemli miktarda bir biçimsel eğitim, teorik ve analitik bilgi elde etme ve uygulama yeteneği gerektirmektedir. En önemlisi, sürekli bir öğrenme alışkanlığı istemektedir. Bilgi toplumunun, bir kamu sektörü, yani devleti, bir özel sektörü ve bir de toplumsal sektörü olmalıdır.
b. Gönüllü Kuruluşları Güçlendirmek : Gönüllü kuruluşlar kendilerini güçlendir-mek için kendisini iyi yönetmeyi ve nasıl fon yaratılacağını öğrenmelidir. Gerekli olan yapıcı ve kararlı bir politikadır.
c. Bilgi Çalışması ve Cinsiyet Rolleri : Bilgi ve bilgi işleri her iki cinsiyet açısından da ulaşılabilir olmalıdır.
d. Devleti Gerçekten Yeniden Yapılandırmak : Yeniden yapılandırma için sürekli iyileştirme ve kıyaslama için farklı teşviklere de ihtiyaç vardır. Her örgüt eğer boyutlarını önemli ölçüde değiştirmişse, temel yapısını da değiştirmek zorundadır.
e. Demokrasiler Barışı Kazanabilir mi? : Demokrasilerin barışı kazanabilme-leri için gerekli özellikler; elden kaçırmış oldukları iç ekonomik ve mali politikalarını yeniden kontrol altına almak, toplumda artan yozlaşma ve çürümeyi durdurup tersine çevirmek, politik ve sosyal istikrar için zorunlu olan sivil toplumu dünya çapında desteklemektir.

Peter F.DRUCKER



Anne-Babalar!Değişime ve Gelişime Hazır mısınız?

Her ebeveyn kendisini farklı yönleri ile tanıdıktan sonra bazı davranışlarını değiştirmesi gerektiğini, bazılarını ise daha da geliştirmesi gerektiğini düşünebilir. Örneğin; çocuğunun beğenmediği her davranışı karşısında sinirlerine hakim olamayan ve şiddete başvuran bir baba bu davranışını değiştirmek, çocuğunu iyi gözlemlediği için sıkıntılarını fark edebilen bir anne bu davranışını biraz daha geliştirmek isteyebilecektir.
Birçok ebeveyn değişim için nereden başlayacağını bilemez ve bu sebeple çaba da göstermez. Sonuç olarak değişim yaşanmadığı gibi hatalı yaklaşımlar nedeni ile çocuğun psikolojisi ciddi anlamda etkilenir.
Burada sorun herhangi bir sorun olabilir. Sorun kimi zaman çocuklarda görülen davranışlarla ilgili, kimi zaman ise ebeveynin kendisinde halledemediği davranış ve özelliklerle ilgili olabilir. Her iki durumda da ebeveynin toparlanması ve yapıcı çözümler üretebilmesi için değişime kendisinden başlaması gerekebilir.
Değişime nereden başlamak gerek?
Değişime evvela ruhsal ve bedensel durumu değiştirmeyle başlamak gerekir. Sonrasında düşünceler, duygular ve davranışlar değişecektir. Yani istenmeyen davranış değişecek ve yerine olması gereken davranış benimsenecektir. İsterseniz gelin bu aşamaları kısaca bir inceleyelim ve değişimde 4D kuralı diyelim.
[DEĞİŞİMDE 4D KURALI]
Durumlar: Değişim için işe durumunuzu tanımlamakla başlayacaksınız.
Bedensel ve ruhsal durum: Bedensel durumdan kastım, gerek duruş gerekse hareketlerdir. Bezgin ve çökkün bir beden hali, değişim yaşayacağına kendini inandıramaz. Göründüğü gibi hisseder. Yani değişim adına ümitsizdir. Mesela omuzları çökmüş, sureti hüzün giymiş bir anne kendisine güvenemez. Bu sebeple sorun ne olursa olsun evvela kendine güvenen, ümitli ve pozitif bir beden hali gerekmektedir. Bireyin dik durması ve kendisine çekidüzen vermesi önemlidir. Kendine güvenen bireyin duruşu beyne pozitif mesaj ulaştırır ve değişim için gerekli enerjiyi ebeveyn kendisinde hissetmiş olur.
Ruhsal durum derken ise özellikle bireyin geçmiş ve gelecek zaman etkisinden sıyrılıp bulunduğu ana yoğunlaşması gerektiğini kastediyorum. Yani sorunun geçmişteki etkileri ve henüz gelmemiş, gelecekteki sıkıntıları düşünüldüğünde birey sorunun büyüklüğü altında ezilir ve ümitsizliğe kapılır. Mesela “Çocuğum yine bana bağırdı ve hakaret etti, bu kaç yıldır böyle!” diyerek geçmişe yoğunlaşan ve “Hep böyle kalacak galiba!” diyerek geleceğe yoğunlaşan birey, içinde bulunduğu anı düşünemeyecek hale gelir. Bu ümitsiz ruh hali ise bünyesinde değişim için mevcut bulunan enerjinin harcanmasına neden olur. Öyleyse değişime önce bedenimizle ve hemen sonrasında da geçmişe ve geleceğe dağılmasını engelleyeceğimiz bakış açımızla yani ruhsal yapımızla başlamak durumundayız.
Düşünceler: Bedensel ve ruhsal anlamda kendini toparlayıp değişime başlayan birey için değişimin ikinci basamağında düşünceler vardır. Yani “yapamam”, “başaramam” gibi negatif düşünceleri önce zihinden ve sonra da dilden tamamen çıkarmak gerekir. Düşüncenin hep pozitife odaklanması ve terminolojinin bu doğrultuda şekillenmesi gerekmektedir. Pozitif düşünce ile birlikte düşünülen hedefin gerçekten istenilmesi önemlidir. Hedeflenen davranışların düşüncede netleştirilmesi ve tanımlanması da bireyin şartlanmasını sağlayacaktır. Örneğin “Ben çocuğumu, hata yapınca ona bağırmadan uyarmak istiyorum.” diye netleşen bir hedef, değişimi hızlandıracaktır.
Davranışlar: Evet durumların, düşüncelerin ve bunlara bağlı olarak duyguların değiştiği yerde istenilmeyen davranış, yerini hedeflenen davranışa bırakır. Değişim sağlanmış olur.
Bu sıralanan dört madde birbirine bağlı zincir halkaları gibidir. Dolayısıyla adım atılınca sıradaki maddeler arkasından otomatikman sürüklenir. Yeter ki isteyin. Evet sevgili ebeveynler hiç vakit kaybetmeden işe başlayın. Önce neleri değiştireceğinize karar verin, arkasından da değişim formülünü hayatınıza geçirin.
Duygular: Düşüncede pozitif olan birey kendini rahat ve mutlu hisseder. Huzurlu bir yapı ise yani duygudaki rahatlama ise değişime devam arzu ve iştiyakı doğurur. Unutmayın beyin düşünce boyutuyla komut alır ve kalp hisseder. Sonrasında ise birey aşamalarını tamamlar ve değişim büyük bir oranda başlamış olur.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun / Zaman



Örgütsel Değişimin Önündeki Engeller

Yöneticilerin insanlardan çalışma tarzlarını değiştirmelerini istediklerinde yaptıkları, şu basit örnekle somutlaştırılabilir: Son beş yıl boyunca işinizi belli bir şekilde yürütmüş, para kazanmış ve küreselleşerek yeni pazarlara yayılmışsınızdır. Bu durumda birisi size yeni bir iş yapma şekli önerdiğinde kendinizi, kendisinden geçmişte iyi iş görmüş bir şeye son vermesi isteniyor gibi hissedersiniz. İş yapmada daha önce hiç görmediğiniz, yeni ve denenmemiş bir yöntem önerilmektedir. Bu durumda “niçin?” diye sorma hakkınız, yönetiminize ve sizden yararlanan kişilere karşı taşıdığınız sorumluluğun bir gereğidir.
Niçin, işe yaradığı kanıtlanmış olan bir şeyi yapmaya son verip daha önce yapmadığınız bir şeyi yapmaya başlayasınız?
Değişime karşı direnenler, biraz daha ileri gidip değişimi öneren kişinin önerdiği şeyin, niçin şirket açısından en iyi şey olduğunu kanıtlanmasını istemelidir. Geçmişin başarılarını korumamak sorumsuzluktur. Geçmiş yatırımları korumamak, geleceği umursamamanın bir göstergesidir
Değişimin önündeki en büyük engel geçmişin başarılarıdır. İşler bu kadar iyi giderken değişime ne gerek olduğunu sormak, akılcı ve mantıklıdır. Değişim ihtiyacını sorgulayanların bir tutum problemi olduğu fikri yanlıştır; sadece geçmişin başarılarını önemsizleştirdiği için değil, bizi gereksiz ve yanlış değişim karşısında savunmasız bıraktığı için de yanlıştır.



Bilinçaltı, Çekim Yasası ve Korkular

Neye inanırsanız onu yaşarsınız. Çünkü bilinçaltınızda titreşimler yaratarak Çekim Yasası’nı devreye sokan inançlar, hayat boyu size yön bulmada yardımcı olur.
Bilinçaltı her zaman mıknatıs gibidir. Kabul etmesek de, yaşamda bizi zorlayan koşullardan her fırsatta etkilenir ve hiç ummadığımız anda korkularımızla yüzleşiriz. Korkular, endişeler ve yaşanan gerginlikler mutlaka yüzeye çıkacak bir yol bulur kendine… Bilinçaltı, aynı zamanda kendi inançlarını yansıtan olayları da çeker. Açıkçası, bilinçaltımızdaki düşünceler belli titreşimler yaratır. Bu enerji ile birlikte bilinçaltına yansıyan olaylar ve kişiler bir çekim yaşanmasını sağlar. Buna “Evrensel Titreşim” ve “Çekim Yasası” denir. Nasıl Yerçekimi Yasası varsa Çekim Yasası da vardır. Bu yasa insanoğlunun hayatını etkiler. Evren yasalarla yönetilir. Başarı, yasa ile sağlanır. Sizin bilinçaltınız da yasa ile oluşmaktadır. Bilinçaltımızın yasası, inanç yasasıdır. Her zaman kafamızda oluşan soru işaretleri vardır. “Ya şansız doğduysam…”, “Başarılı olmak kaderimde yoksa…” gibi sorularla kendimizi zorlarız. Eğer bilinçaltınız hayatın zor geçeceğine inanırsa, gerçekten zorlu bir yaşam sürersiniz. Karşılaşacağınız olaylar ve insanlar hayatınızı zorlaştıracaktır.

Evrensel Titreşim
Bilinçaltınız paranın zor kazanılacağına inanırsa, para zor kazanılır. Maddi sıkıntı yaşıyorsanız bilin ki; bilinçaltınızda paranın kolay kazanılmadığına dair düşünce hakim olduğu içindir. Böyle bir durumda karşınıza çıkan fırsatları paraya çevirmek için insan üstü çaba göstermeniz gerekecektir. Sıkıntılı geçen hayatınızla ilgili hiç kimseyi suçlamanıza gerek ve neden yoktur; çünkü ’sizin gerçeklerinizi yine sizin bilinçaltınız yaratır’. Hayatta başarılı olabilmek için kişinin anlaması gereken en önemli söz de budur. İnsanlar bilincinin gücünü bir fikri kavramak için, bilinçaltının gücünü ise sonuca ulaşmak için kullanır. Birçok kişi bunun tersini yapar. Bilinçlerini neticeye ulaşmak için kullanır. Bu da genellikle stres ve endişe yaratır. İşte, bilinç gücümüzle, bilinçaltı gücümüzün kullanımındaki fark budur.

Bilgisayar Hard Diski
Bilinçaltınız bilgisayarınızın hard diski gibidir. Ekranda gördüğünüz ise sizin gerçeğiniz veya yaşantınızdır. Ekrandaki bilginin nereden geldiğini kendinize bir sorun! İnançlar değişince, yeni insanlar ve yeni işlere karşı Çekim Yasası devreye girecektir.

Kaynak: takvim.com.tr



Bilinçaltı - Bilinç - Bilinçüstü

Bu kavramalar artık günlük konuşma diline girdi. En çok dile gelense bilinçaltı. Herhangi bir şeyle karşılaştığımızda araya bir bilinçaltı sözcüğünü sıkıştırıveriyoruz. Elbette ki bilinçaltı etkileri göz ardı edilemez ancak, bilinçaltı o kadar çok kullanılmaya başladı ki bilinç ve bilinçdışı hiç anılmaz oldu. Bilinci ve bilinçdışını bu kadar bastıran bilinçaltında neler var? Neden bu kadar önemli? Her olanın nedeninin bilinçaltında aramamız doğru mu? Bilinci ve bilinçdışını ne kadar etkiliyor? Sorular çoğaltılabilir.

Her üç kavramda bil’den türüyor. Bilincin oluşabilmesi için bilinçaltı ve üstüne ihtiyacımız vardır. Geçmiş ve gelecek arasındaki bilinç, anı belirler. Bilinçaltı geçmişle ilgilidir. Geçmiş tüm yaşantılar bilinçaltında depolanır. Bu deponun yapısı normal algının ötesindedir. Bilinçaltı ya da üstü boyutlardan oluşur. Normal bir algıyla ayırt edilemeyen bu boyutlara geçişlerin sınırları çok net değildir. Ancak sezgilerimizle anlayabileceğimiz türdendir.

Bu incelemeyi geçmiş gelecek ve şimdi olarak ele alalım. Farklı bakış açılarından değerlendirmeleri çok okuduk ve dinledik. Şu anda bu kavramlar hakkında herkesin bir fikri (bilinci) var.
Bilinçaltı alanında bulunan bilgiler anılar şeklinde çıkar. Ancak bu çerçevede bilinçaltına girmiş olan her bilgi kişisellikten çıkarak toplumsallaşır. Buradaki etkileşim çok güçlüdür. Buna işlenmiş enerji de diyebiliriz. Bilinçdışından gelen enerjileri bilinçte işleyerek bilinçaltına gönderilir. Var olan her varlığın bir bilinçaltı vardır. Birey bilinçaltı eşiğinden içeri girdiği andan itibaren sadece kendi alanına girmez. Her olanın bilgisi vardır bu alanda, bitki ve hayvanlar hatta diğer varlıkların geçmiş bilgisine ulaşılabilir. Bilinçaltına yapılacak yolculukta var oluşa kadar gidilebilir.

Bilinçaltı çalışmaları sırasında ortaya çıkan bilgiler hiçbir zaman kesin değildir. Bilinçaltında var olan tüm her şey etkileşim içine girmiştir. Bilinçli bir çalışmayla bu dönüştürülebiliyor. Ama eğer toplumsal hipnozun etkisi altındaysanız bu dönüştürme işlemini gerçekleştiremiyorsunuz. Bilincimizdeki inanç, alışkanlıklar, bilgiler, deneyimler, anılar dönüştürme sürecine etki eder. Kafa karışıklığı tam da bundan doğar. Bilinçaltı çalışması yapılmadan önce bilinçte çalışma yapılmalıdır. Kavramların bizim için anlamı inanç sistemimizdir. Anılarımız ve bu anılardan geriye bize kalanlar. Elbette bu zor bir süreçtir. Ancak bilinçaltı eşiğine inebilmemiz zihni yeniden programlamaktan geçer. Şimdiye ait bir bilinç oluşturulmalıdır.

Eğer şimdiye ait bir bilinç oluşturulmuşsa bilinçaltı çalışmalarına da gerek kalmayacaktır. Geçmişe yolculuk yapmanın anlamsızlığı ortaya çıkar. Odak şimdi ve gelecek olur. Eğer şimdiyi oluşturabiliyorsak geleceği de yaratabiliriz.

Bilinç üstü alan gelecekle ilgilidir. Henüz işlenmemiş saf enerji vardır. Saf enerjiye form verebilmek ancak bilinçaltını kapatıp bilinci temizledikten sonra mümkündür. Saf enerjiye saf düşünceyle erişilebilir. Bilinç üstünde henüz olmamış olanlar, niyetlerimiz ve hayallerimiz vardır. Hayaller gerçekleşirken etkileşime tabi kalır. Kuantum noktasıdır. Kuarkların maddeye dönüşürken tam da hayalini kurduğumuz şekliyle form alması için etkileşime girmesi gerekir.
Bilgisayar artık günlük yaşamın bir parçası ve zihnimizin küçük bir kopyasıdır. Arada bir reset atmak, işe yaramayan dosyaları çöpe atmak, çöpü boşaltmak, farkında olmadan yaptığımız işler arasındadır. Bilince aynısı uygulanabilir. Bunun için çok sayıda yöntem var. En doğru yöntemi deneyerek buluruz.
Eğer enerjiyi kuark düzeyinde algılayabilirsek onu maddeye dönüştürebiliriz. Basit ama kolay değil. Öncelikle bilinçaltını yani geçmişi ait olduğu yere koyarak. Sonra bilinci yeniden yapılandırarak sonra da saf enerjiye odaklanarak.

Toplumsal bilincin etkisinden çıkmak için aşağıdaki çalışmayı önerebilirim.
Meditatif duruma geçin, rahatlayın, derin nefesler alın. Karşınızda sizi bu bilince programlayan bir doktor var. Artık hipnozdan çıkmak istediğinizi söyleyin. İhtiyacınızın kalmadığına onu ikna edin. Ve sizi hipnozdan çıkarmak için kullandığı alete odaklanın. Bu kolyenin ortasındaki helezonun tersine döndüğünü görün. Yavaş yavaş uyanmaya başlıyorsunuz rahatlıyorsunuz. Geriye döndükçe şimdiye kadar yüklendiğiniz her şeyin silinip gittiğini görüyorsunuz. En son zerre kalıncaya kadar devam ediyorsunuz. İşlem bittiğinde kendinizi kuş kadar hafif hissediyorsunuz. Artık ne olduğunu ve ne yapmak istediğinizi biliyorsunuz. Şimdiye ve buraya dön.
Bu çalışma diğer yapılacak çalışmalardan sadece bir tanesi. Uyanık kalmak zordur. Çünkü çoğunluk uyku halindedir. Ve sizi tekrar uykuya sevk etmek isteyenler olabilir. Aşk için para için ya da hayalleriniz için. Başınızı asla yere çevirmeyin. Çünkü gelecek göklerdedir. Saf enerji orada. Hayalleriniz belki kendi gerçek özünüz. Onları birer birer aşağı indirin.

Olmamış olan her şey bilinçdışındadır. Kaynak sonsuzdur. Bu evrende var olan herkese yetecek kadar enerji mevcuttur. Dünyada yokluktan kaynaklanan sorunlar sadece geçmişten gelen yokluk bilincinin etkisindedir. Her zaman bir çözüm vardır. Talepleri karşılayacak enerjiyi dünyaya çekmek mümkündür. Hipnozun etkinden çıkıp ihtiyacımız olanı aşağı çekebiliriz. Daha fazla enerjinin dünyaya çekilmesi için de daha çok insanının uyanması gereklidir. Saf enerjinin dünyaya akması için önce negatif enerjiyi aşağı indirmek gerekiyor. Zaman zaman bu enerji temizlense de insanlık bilinci sürekli olarak bunu üretmektedir. Atmosferi olduğu gibi kapladı. Saf enerji içeri girmekte zorlanmakta.



Müzikle Bilinçaltı Tecavüzü

Reklamların hayatımızdaki yeri çok büyük. Müziğin hayatımızdaki yeri ise çok daha büyük. Müzik, hayatımızın her alanında var, var olmaya da devam edecek. Müzik toplumların eğitiminde ve gelişiminde de çok büyük bir pay sahibi. Büyük bir güç. Yeryüzündeki tüm insanların paylaştığı evrensel bir dil. Psikolojiden eğitime kadar, aklınıza gelebilecek hayatımızdaki her alanda “müzik” etkili bir şekilde yer almaktadır. Peki bu yolla tecavüze uğradığını düşünen var mı?

Pop Star, Dans, Müzik Programları rating rekorları kırıyor, müzisyen reklam yıldızları artıyor, konserler tıklım tıklım doluyor. Reklamlar zaplanıyor ama dizilerdeki müzik yıldızları pür dikkat izleniyor, şarkılar ezbere biliniyor. Reklamlar zaplansa da reklamlardaki ürünler bir şekilde aklımızda kalıyor, hayatımıza giriyor. Her geçen gün daha çok insan müziği bir yaşam biçimi olarak benimsiyor, müzikle üzülüyor, müzikle seviniyor. Müzik, İnsanlığın en eğlenceli, en duygusal bağ oluşturan ve en evrensel ortak paydası. Evrensel bir şov… Herkesin yaşamında etki yaratan önemli güç… Fanlar, hayranlar duygusal bağlar yaratıyor. Müzik, tedavi aracı olarak bile kullanılıyor, rehabilite etkisi bilimsel olarak da kanıtlanmıştır.Anne karnındaki çocuğa bile artık müzik dinletilmektedir. Seslerle tedavi, tamamlayıcı tıpta yerini almıştır…
Peki böylesine geniş bir kullanım ve etki alanı olan, böylesine bir gücü olan, toplumda bu kadar etkili bir yönlendirici güce sahip olan müziğin çocukluktan başlayarak hayatımızda oluşturduğu pozitif etkilerin bilincindeyken, müziğin toplumlarda tahribat yaratabilecek bir gücünün de olduğunu söylesem?.. Tecavüz kaçınılmaz… Peki bu tecavüzden kurtulmak mümkün değilse zevk almaya mı çalışmalıyız?
Bir reklam filminin bilinçaltımızı nasıl etkilediğini hepimiz biliyoruz. Bilinçaltımız… Ruhumuzun bu kabiliyeti, yani bilinçaltındaki deneyimden bilinçli bir eylem üretmesi reklamcıların yıllardır kullandığı gizli formüldür. İnsanoğlunun yıllarca sömürülen bir özelliği…
Yıllar önce bu konuda okuduğum bir makalede bir deneyden bahsediliyordu:Deney, verilmek istenen mesajın bulunduğu bazı kareleri sinema filmine yerleştirmekten ibaretti. Filmin konusu önemsizdi. Film gösterildiğinde seyircinin bilinci, araya sokulan kareleri titreşimin ötesinde fark edemez, dolayısıyla kayda alamazdı. Ancak bilinçaltı, yani ruhun mantıklı olmayan parçası mesajı almaktaydı. Bu mesajın etki yapması neredeyse kesindi. Çünkü mantıklı akıl işin farkında değildi ve bu konuda yargılama yapamazdı. Sonuç bir çeşit hipnotik telkin gibiydi. Metodu göstermek için yapılan deneyde sinemalarda gösterime giren bir filme gazoz türü bir içeceği gösteren birkaç kare yerleştirilir. Film çeşitli yaşlarda ve değişik hayat tarzına sahip birçok gönüllü kadına, erkeğe, çocuğa gösterilir. Film bitince deneye katılanlar, farklı markalara ait içeceklerin bulunduğu tepsilerin bulunduğu yere getirilir. Ve görülür ki izleyicilerin büyük çoğunluğu bilinçaltına gösterilen markaya ait içeceği seçmiş…
Bu tür reklamcılık, kişisel özgürlüklerin ihlali olarak değerlendirildi ve bu tür reklam kampanyaları bu gün birçok gelişmiş Batı ülkelerinde yasaklanmış durumdadır. Bu reklamlar yasaklandı ama yaşam içinde bize kadar ulaşan diğer göze çarpmayan korku, istek, uyarı veya çöküntü güçleri; fark ettirmeden ruhlarımızı etkilemeye halen devam etmektedir. O halde ister istemez akıllara şu soru geliyor; “Bu durumda bireyin özgürlüğü ne oluyor?” (Bkz. Gelin-Kaynana programları, Kurtlar Vadisi, kavgalı döğüşlü sabah programları, çirkin şarkılar vs…)
Bu deneyden yola çıkarak günümüzde “müzik” gibi bir gücün günümüz müzik sektörü şartlarında ruhlarımızda ve hayatlarımızda pozitif veya negatif ne gibi tahribatlar veya tedaviler yapabileceğini düşünüyorum da… Bu tür reklamcılık kişisel özgürlüklerin ihlali olarak değerlendiriliyorsa bugün bize dayatılan müzik kirliliği de bilinçaltımıza tecavüz ederek kişisel özgürlüğümüzü isteğimiz dışında ihlal etmiyor mu? Bugün dinleyiciye dayatılan kötü müziğin, kötü sözlerin çok fazla olması, bilinçaltımızda şüphesiz birtakım etkiler yapıyor. Bu müzikler “reklamlar” gibi siz zaplasanız da sanki huniyle beynimize, bilinçaltımıza akıtılıyor. “İstemeyen, dinlemez” demek bu aşamada çok yanlıştır. Küçük yaştaki çocuklar TV’de izledikleri her karede de olduğu gibi kulaklarına gelen tınılarda da “iyi-kötü, doğru-yanlış” ayırımını tek başlarına yapamazlar. Genç zihinler bu kötü melodiler ve sözlerle zehirlenirken duyguları ve ruhları da kirletiliyor. Müzik zevkleri geliştirilmek yerine köreltiliyor. Derki’nin geçen sayısındaki yazımda bu seneki “Kasdav Liselerarası Şarkı Yarışması” ndaki jüri üyeliğim sırasındaki gözlemlerimi yazmıştım; orada liseli gençlerin yarışma için seçtiği şarkıların sözlerinin kan, nefret, kin, küfür dolu olduğundan, seçtikleri şarkıların metal müziğin en ağır örneklerini içeren “gürültü” den ibaret olduğundan bahsetmiş ve bu yarışmacı okulların seçtiği şarkıların gelecek nesillerin müzikal, ruhsal ve sanatsal eğilimleri hakkında da ciddi mesajlar verdiğinden bahsetmiştim. Görünen o ki şu an Türkiye’deki popüler müziğin niteliği, ucuzluğu, nesillerin ruhsal gelişimini yerinde saydırmak için ideal bir profil çiziyor. Kalitesizliğe prim veren TV programları, video klip kanalları, birbiri ardına piyasaya çıkan hiçbir sanat değeri taşımayan, yetenek ve yaratıcılık barındırmayan albümler ve bunlara çanak tutan prodüktörler ruhlarımızı kirletmeye ve bilinçaltımızda ve ruhlarımızda tahribatlar yapmaya devam ediyor.

Dinleyici kendisine dayatılan ürünler arasından seçimini yapmak zorunda. Ama dayatılan ürünler aynı tezgahta yan yana sergilenmiyor, en ucuzları, en kötüleri rating uğruna tezgahlarda en öne çıkarılıyor. TV programları, kanal yöneticileri, radyocular da buna alet oluyor, körüklüyor. Genç ruhların gelişimi için atılan tohumlar malesef hormonlu. Gençler bir yana, diğer müzikseverler de bu kirlilikte ruhlarının ve bilinçaltlarının sessizce kirletilmesinden kaçamıyorlar. Çünkü kalitesiz müzik, seviyesiz şarkı sözleri her yerde… Zaplayamıyoruz… Onun için bilinçaltına etki eden böylesine bir güçten, müzikten bahsederken “istemeyen dinlemez” demek mantıklı bir söylem olamaz. Yani özgür değiliz, kaliteli müzik dinlemek isteyenler de özgür değil. Bilinçli aklımız seçici olsa da bilinçaltımıza saldıran müzik sektörü ruhsal ve kültürel gelişimimize baltalar vurmaya devam ediyor.
“Allah Belanı Versin” diye şarkı olur mu Allah aşkına…



Zekanın Efendisi Bilinçaltı

Bilinçaltının temelinde bağlantı kurma vardır. Öğrendikleriniz arasında bağlantı kurarsanız unutmazsınız. Yani ne kadar çok bağlantı, o kadar çok zekâ.
Bilinçaltımızın derinliklerinde sınırsız bilgelik, engin bir güç ve bize gerekli her şeyin olduğunu biliyor muydunuz? Bilinçaltımızı geliştirip kontrol ederek yaşamımızdaki olumsuzlukları değiştirmek mümkün mü? İşte bu sorunun cevabını üç yıldır profesyonel olarak “zihin koçluğu” yapan fizik öğretmeni Zafer Akıncı’ya sorduk. Uzun yıllar öğrencilerin öğrenme modelleri üzerine çalışan Akıncı, “zihin koçu” olmasını şöyle anlatıyor: “Önceden öğrencilerin ya zeki ya da geri zekâlı olduklarını düşünüyordum. 1998 yılında çoklu zekâ uygulamalarıyla tanıştıktan sonra her şey değişti. O yıl hafıza eğitimi aldım. Öğrencilerle yaptığım çalışmalarda gördüm ki bu çocuklarda anlayış, öğrenme ve hafıza sorunu yok. Anladım ki öğrenmeyi etkileyen hafıza ve zekânın dışında bir faktör daha var. Onun da bilinçaltı olduğunu keşfettim.”
Vizyoner Eğitim Danışmanlık Merkezi’nde “zihin koçluğu” yapan Zafer Akıncı, öğrenme problemi yaşayan, kötü hatıralarından kurtulmak ve bilinçaltını kontrol altına almak isteyenler için sorularımızı cevaplandırdı.
Bilinçaltını kısaca tarif eder misiniz?
Amerika’da bilinçaltı konusunda uzmanlardan biri “Bir gemi düşünün, bütün tayfaları bilinçaltıdır. Her şeyi yapan onlardır. Bilinç de kaptandır. Kaptan emir verir, duygularıyla ‘şunu yapma’ derse, bilinçaltı ona itaat eder. Çünkü gemiyi kontrol eden esas işi yapan bilinçaltıdır.” diyor. Kaptanı yani bilinci etkileyen faktörler vardır. Bunlar anne, baba, kardeşler, arkadaş çevresi, televizyon vb.
Bir çocuk doğduğunda en az 400 defa “yapamazsın, edemezsin” sözünü işitiyor. Bilinç bunu hemen algılıyor ve bilinçaltına kaydediyor. Psikolojide buna “Kendini gerçekleştiren kehanet” deniyor. Bu olumsuz şartlanma, insan zihnini kötü yönde etkiliyor.
Bilinçaltını kullanarak öğrenme nasıl gerçekleşir?
Aslında bizim bütün öğrenmelerimiz bilinçaltında olur. Bilinçaltı bağlantılarla çalışır. Bana getirilen bir öğrencinin ebeveyni “Hocam bu çocuk matematiği sevmiyor.” demişti. Çocukla matematiği neden sevmediğini bulmak için konuştuk. Konuşurken ilkokul döneminde yaşadığı bir anısını anlattı. Matematik öğretmeni derste soru çözerken yanlış cevap verdiği için çocuğu öğrencilerin arasında küçük düşürmüş. Çocuk bilinçaltında bağlantı kurmuş, matematik işlemlerini görünce kendisini aşağılanmış hissediyor. Öğrenciyle bir bilinçaltı çalışması yaptık. “Çok güzel bir anını düşün” dedim. Kendini çok iyi hissettiği sırada -tabiî gevşemiş bir halde alfa konumunda, duyusal yoğunluk yaşayarak- tahtaya matematik dersinden uzun formüllerden birisini yazdım. “Şimdi gözünü aç!” dedim. Gözünü açınca formülü gördü. “Şimdi gözünü kapat” dedim. Bir iki kere daha bunu uyguladık. Yaptığım şey şu; matematik formülleriyle çocuğun güzel anıları arasında bağlantılar kurduruyorum. Çocuk, sene sonunda takdirname aldı. Matematiği de beş oldu.
Velilerimizin çok kullandığı bir şey var: Meselâ çocuk matematik dersinden ödevini yapmaya çalışıyor, fakat yapamıyor. Veli de sinirlerine hakim olamayıp çocuk anlamadı diye bağırıp çağırıyor veya tokadı yapıştırıyor. Farkında olmadan çocuğun bilinçaltında matematik dersiyle azar ve tokat arasında bağlantı kurduruyor. Bu da ileride o çocuğun matematik dersini sevmemesine ve yapamamasına neden oluyor. Antony Robbins diyor ki “Annem bana sigarayı nefret ettiren kadındır. Birgün annem, ‘Oğlum sigara içmek ister misin?’ diye sordu. Ben de ‘Evet’ dedim. Bir hafta kavanozun içinde beklemiş, ıslanmış, iğrenç kokan sigarayı verdi ve ‘İçeceğin şeyin kokusunu al.’ dedi. İçimde öyle bir bağlantı oluştu ki ne zaman sigara görsem midem bulanıyor.”
Bilinçaltı çok güçlüdür. Bağlantılarını yapar ve sizin fizyolojinizi ona göre ayarlar. Farkında olmasanız bile bilinçaltı bağlantıları eğitimde, ailede ve her türlü ilişkide kullanılır. Ne yapmanız gerektiğini bağlantılar kurarak ayarlar. Bu eğitimde çok daha önemlidir. Bir şeyi başaramayacağınıza inanırsanız onu başaramazsınız.
Bilinçaltıyla öğrenme tekniklerini hangi temele bağlıyorsunuz?
Bilinçaltının temelinde bağlantı kurma vardır. Öğrendikleriniz arasında bağlantı kurarsanız unutmazsınız. Hafızası zayıf olan bir çocukla görüşüyorum. Çocuk ateri oyunlarında muhteşem. Labirent tipi oyunlarda bütün labirentleri sayabiliyor. “Nasıl tutuyorsun bunu aklında?” dedim. “Hocam, çok zevkli.” dedi. Labirent isimleriyle bilinçaltı arasında zevkle bağlantı kurmuş. Hafıza teknikleri, çoklu zekâ uygulamaları, konsantrasyon eğitimi, hızlı okuma teknikleri bunların hepsi bilinçaltı bağlantı tekniğiyle öğretilir. Zaten fizyolojik olarak da böyle. Beynimizde nöronlar var. Bütün nöronların arasında bağlantı kurduğunuzda zekâ oluşuyor. Yani ne kadar çok bağlantı, o kadar çok zekâ. Herkeste yaklaşık 100 milyar nöron var ama nöronlar arasındaki bağlantı kombinasyonu sınırsız.
Temel prensip bağlantısını, bilinçaltında eğitimcilerimiz kullanmalı. Meselâ ben ders anlatırken hiçbir zaman konunun ismini önceden söylemem. Her konuya hazırladığım küçük hikâyelerle başlarım. Örneğin “Nişanlı güzel bir bayan laborant, deney yapıyor. Deney yaparken birden parmağındaki yüzük, deney yaptığı sıvının içine düşüyor. Ağlayarak profesörün yanına koşuyor diyor ki ‘ben mahvoldum, alçak adam bütün herşey yalanmış.’ Profesör soruyor; ‘ne oldu kızım’ diye. ‘Bu adamın sevgisi yalanmış’ diyor. Profesör, ‘Nerden anladın?’ deyince o da ‘yüzüğüm sıvının içine düştü ama dibe batmadı, sıvının öz kütlesi altının öz kütlesinden küçük olduğu için batması gerekirken yüzüğüm batmadı. Demek ki altın değilmiş bunun herşeyi yalan.” Ve diyorum ki “Çocuklar kaldırma kuvveti hayatınızı kurtarır, kendinizi kandırtmayın.” Herkes gülmeye başlıyor. Böylece güzel bir duygu oluşuyor konu hakkında. Şimdi ben ne anlatırsam anlatayım onlar anlayacaklar. Bu yöntem dersin başında 5 dakikamı alıyor. Sonra “Hocam ne kadar kolay bir konuymuş.” diyorlar. Psikolojide buna “çapa” deniyor. Mizah yaparak çocukların kafasına çapalar atıyorum.
“Çocuklar şimdi çok zor bir soru soracağım bunu yapan her soruyu çözer.” diyorum. Halbuki sorduğum soru çok basit. Tabiî çözüyor çocuk. “Hocam hani zordu” diyor. “Aslında zor da size kolay geldi, işte bir zor soru daha” diyorum, gülmeye başlıyorlar. Beyinlerinde bağlantı kuruyorum. Zor soru deyince mizah anlıyorlar. Bağlantıyı güçlü kurduğumuzda %95 başarı alıyoruz. 14 kişilik bir sınıfta yaptığım çalışmalar sonunda 11′i Milli Eğitim başarı sınavında ilk 50′ye girdi. Bunu tüm derslerde uygulayabilirsiniz. Bilinç ve bağlantı tekniği artı mizah. Meselâ gazlarda kaldırma kuvvetiyle ilgili bir formül vardır. P.V=N.R.T çocuklara ben “Palavracı Nurettin” deyince gülüyorlar. Formül komik geliyor.
Eğitimde bu tekniklerin uygulanması gerekir. Bu bakış açısını kazandırmak lâzım çocuklara. Bir öğrencim var. Psikoloğa götürmüşler IQ testinde geri zekâlı olduğu tespit edilmiş. Halbuki IQ testi, zekânın tümü için yapılan bir test değil, sadece sayısal ve sözel zekâyı ölçüyor ve her insanda 20′ye yakın zekâ türü var. IQ testi sonucu geri zekâlı olduğu söylenen çocukla çalışmaya başladık. Ona 10 tane kelime verip “Say” dedim. “Hocam, biliyorsunuz bunu sayamam.” dedi. Perişan olmuş çocuk, ailesi de kendisi de geri zekâlı olduğuna ikna edilmiş. İki buçuk ay özel bir çalışma yaptık. Şimdi bana diyor ki “Hocam dünya hafıza şampiyonasına nasıl başvurabilirim?” Özgüven kazandı; çünkü yapabildiğini gördü.
Bilinçaltıyla öğrenme teknikleri herkese uygulanabilir mi?
Herkese uygulanabilir. Özel bir şart gerekmiyor. Bilinçaltı sadece psikologların tapusunda olan bir konu değildir. En muazzam organımız olan beynin nasıl kullanılacağını öğrenmemiz gerekir. Eğitimciler özellikle bilinçaltını bilmediği için birçok çocuğu harcıyor. Öğretmenler olarak verdiğimiz mesajlar çocuğun beynine ne olarak gidiyor, nasıl sonuçlar doğuruyor, öğrenmemiz lâzım. Anne babaların da bilinçaltı konusunda etraflıca bilgi almaları gerekir. Çünkü her insan deha beyniyle doğar.
Bilinçaltımızın kapasitesi ne kadardır?
Beyni tanıdıkça bilimadamları şu tespiti yapıyor: “Gerçekten muazzam sınırsız bir yapı.” Oysa veliler çocuklarının bilinçaltını “yapamazsın, edemezsin, ahmak” gibi sözlerle dolduruyor. Ve bunlar sürekli kayıt ediliyor. Bu şekilde çocuğun beyni şartlandırılıyor. Sonra da öğretmenler çocuğun hayatını karartıyor. Hepsi için demiyorum; çünkü bu teknikleri bilmediği halde öğrencilerini çok iyi yetiştiren öğretmenler var.
Bilinçaltı öğrenme teknikleriyle hangi yaşlardaki öğrencilerden daha fazla verim alıyorsunuz?
En çok ortaokul düzeyindeki öğrencilerle çalıştım. ÖSS düzeyinde de verim aldım. Ortaokul çok önemli bir çağ; tam karakterin oluştuğu, bilinçaltının oturduğu bir dönem. 11-12 yaşına kadar çocuklar çok iyi eğitilmelidir.
Her ders için aynı teknikle mi yoksa ayrı ayrı tekniklerle mi eğitim veriyorsunuz?
Aslında ben ilk başladığımda fotografik hafızayı kullanıyordum. Ondan sonra çoklu zekâ uygulamalarını keşfettim. Sonra konsantrasyon, hızlı okuma ve NLP tekniklerini öğrendim. Ve bunların hepsini birleştirerek “bütünleşik zihin gelişimi” adında bir öğrenme modeli uygulamaya başladım.
Bütünleşik zihin gelişimi modelini biraz daha anlatır mısınız?
Bu sistemle insanlara zihninin nasıl çalıştığını öğretiyoruz. Yani ben çocuğa “Tarih dersini böyle çalışmalısın” demem, “Senin zihnin böyle çalışıyor, aklında böyle tutabilirsin.” derim. Çocuk zaten zihnini keşfedince nasıl çalışacağını kendisi buluyor. Başarılı çocuklar bunları kullanıyor zaten. Başarısız olan öğrenciler ise “İllâ böyle çalışacaksın.” diye bizim koşullandırdıklarımız.
Şu ana kadar 270′in üzerinde öğrenciyle çalıştım. 270 tane ayrı ayrı beyin çalışma sistemi buldum. Biz insanlara nasıl yapacağını öğretiyoruz. Bu yanlış. Önemli olan beynin nasıl çalıştığını anlatmak.
Geçenlerde bir hadise yaşadım. Velinin bir tanesi dedi ki “Hocam bu çocuk ders çalışırken ayakta geziyor. Ben de oturtuyorum”. Çocukla konuştum. Yaptığım testlerde de çocuğun “kinestetik” yani dokunsal bir yapısı olduğu ortaya çıktı. Bedeniyle anlayan bu çocuğu oturtuğun an dersi anlayamaz. İşte veliler bunları bilmedikleri için çocuğu koşullandırıyor. On kere çocuğun kafasına vursanız bir daha kalkıp dolaşamaz ama dersini de anlayamaz. Sonra da “geri zekâlıyım” diye kendini etiketler, inanç oluşturur. Çocukları bir şeylere zorlamadan önce iyi analiz yapmak gerekir.
Küçük yaşlarda bilinçaltıyla öğrenme eğitimi almış bir öğrencinin ileriki yıllarında aldığı bu eğitim etkisini korur mu?
Küçük yaşlarda verdiğimiz böyle bir eğitim, çocuğun ileriki yaşlarında da avantaj sağlar. Çocuk, zihnini tanıdığı için öz güveni gelişir; karakteri oturur. Biz çocukların zihinlerinin nasıl çalıştığını önemsemiyoruz. Başarısız olduklarında ise onları suçluyoruz.
Verimli bir bilinçaltıyla öğrenme eğitimi kaç seansta tamamlanıyor?
Bilinçaltı teknikleri dediğimiz öğrenme modelinde sihirli değnekle dokunup bir şeyleri değiştirmiyoruz. Çocuk nasıl öğreniyorsa öyle öğretiyoruz. Beynin grafiğini çıkarıyoruz. Çalışmalarımız genellikle bir ay sürüyor. Bilinçaltı tekniklerini kullanarak konsantrasyon, öğrenme, motivasyon, hedeflere kilitlenme eğitimlerini veriyoruz. Konsantrasyon çok önemli. Öyle öğrencilerle karşılaşıyorum ki “Beş dakika dersin başında duramıyorum.” diyor ama “Yüzüklerin Efendisi” filmini üç saat gözünü kırpmadan izliyor. Konsantrasyon bozukluğu olan çocuk üç saat nasıl otuyor? Sorun konsantre bozukluğu değil dersi nasıl çalışacağını bilmiyor. Biz derse konsantre olmasını sağlıyoruz.

BAŞARI İÇİN BİLİNÇALTINI PROGRAMLAMA İPUÇLARI
1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır. Uykuya dalmadan önce bilinçaltına “Sabah altıda kalkacağım.” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.
2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız buyruğunuzu yerine getirecektir.
3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin; o da size istediğiniz karşılığı verecektir.
4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.
5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.
6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.
7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin.
Röportaj: Ayşe Şahinboy



Zihin Nasıl Kontrol Edilir?

İnsanları kontrol etmenin verdiği haris tamahın iç gıcıklayıcı baskısı, eh bir de konunun “esrarengiz” yapısı “zihin kontrolünü” müthiş çekici yapmakta.

Neler yok ki bu dosyada. Tek kelimeyle tetik çekenler, hayvanları silaha dönüştürenler, ezoterik bilgiler, gizli servisler ve daha neler neler!

Günümüzdeki alt kolları birer ahtapot gibi yerküreyi saran “psikolojik” operasyonlar için, çok ama çok eski dipnotları var. Hasan Sabbah´ın Haşhaşi Tarikatı´nda, müritlerin, haşhaş etkisiyle intihar ve suikastları kolayca yapmaları gibi. Size ne ifade eder bilemeyiz, ama “cennete” inandırılan Haşhaşinler, mutlulukla ölüme/öldürmeye koşuyorlardı. Bu tarihsel olayın etkileri öyle derin oldu ki, günümüzde suikast anlamına gelen İngilizce “assassination” kelimesi bile “haşhaşin”den türetildi.

Amerika´nın boynuzları “ustasını” geçse de, gerçekte kötülüğün kaynağı bir zamanların “Şeytan İmparatorluğu”na gidiyor… Soğuk savaşın “Demir perde” arkasında kalan laboratuarlarında, “pis savaşlar”ın akla ziyan “zihin savaşları”na giden yolu açan etikette yazılı dört harf var. SSCB… Yani, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği!

Günümüzde bazı çok basit sorular sorulabilir. “İnsan zihni nasıl kontrol edilebilir?” gibi, “Peki ama ne için?” gibi. Bilinen o ki, masum bilimsel meraklar, kısa sürede tehlikeli fantezilere yol açabiliyor. “Askeri, politik ve istihbarat alanlarında “zihin kontrolü” yapılması örneklenebilir. Niyet masumdu başlangıçta. Zihin kontrolü ile hastalıklar tedavi edilebilirdi. Ancak “soğuk savaş” ve devamındaki yıllarda masumiyet yitirildi. Sonuç dramatik.

Konu zihin olunca, psikoloji ve psikiyatri ivme vermiş. Hemen ardından parapsikoloji, dinsel motifli uygulamalar, medyumluk, duru görü, 6. his, 7. his, 8. his (17´ye kadar gidiyor), uyuşturucular, vücuda elektronik implantlar takılması, enerjinin tahrip amacıyla hedeflere yöneltilmesi, radyasyon, duyu azaltılması, hipnoz, propaganda teknikleri, beyin yıkama vb. kavramlar virüs gibi yayılmış gizli merkezlerde. Alt başlıklar böyle olunca, derinliği ve çapı bilinmeyen bir alana milyonlarca dolar, yüzlerce proje ayrılmasının sonuçları pek iyi olmamış. Bugün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık?” derseniz eğer…

Beatiful Mind!..

İlk bilgilerin izi 20. yüzyılın ilk çeyreğine, SSCB´de, Prof. Vassiliyev´in l930´larda yaptığı araştırmalara kadar sürülebiliyor. Onun ulaştığı bilgiler, “Zihin Telkini Tecrübeleri” adı altında l962 yılında yayınlandı. Vassiliyev, çalışmalarını, telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakline yöneltmişti. Vassiliyev, ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova isminde iki denek üzerinde çalışmaya başlar. Deneklere beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonlarını ölçecek aletler bağlayıp, telkinle hipnoza sokar. Önceleri ayrı ayrı odalarda, sonra da uzak mesafelerde transa giren deneklerin düşünce yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydedilir.

İki kadının kurşun levhalardan bile geçen telepatik zihin dalgalarını izleyen Vassilyev, ruhi olayları mekanik görüşe bağlayamayınca endişelenir. Çünkü tanrıyı reddeden rejim açısından geçerli bir açıklama yapma olanağı yoktur. Önceleri deneklerin trans halini şartlı refleks olarak değerlendiren Vassiliyev, değişik insanlarla deneyi tekrarlar. Sonuç aynıdır. Tüm deneklerde önce şuur kaybı olur, sonra transa girerler. Denekler arasındaki uzaklığı 1.500 kilometreye kadar çıkaran Vassiliyev, neticenin değişmediğini görür. Telepatik iletişim sürmektedir.

Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deney yapar. Meskalin verdiği bir kızdan, sekiz kutunun içine yerleştirdiği pamuklara sarılı cisimleri tanımlamasını ister. Denek, üzerinde Moskova Merkez Postanesi´nin bulunduğu resimli pulu; “Bu koca taştan binayı kutu içine nasıl soktunuz” olarak tanımlar.

Sovyetler işe koyuluyor!

SSCB´de, 1970 başlarında 20´den fazla laboratuar kurulur. Sovyet Bilimler Akademisi sayısız deney gerçekleştirir. Parapsikolog Naumov´un o tarihlerdeki açıklamaları, masum bir bilim adamının görüşlerini yansıtıyor gibidir;

“Biz, insanda şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. Bir insan, normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar neler? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilir.”

Bu iyi niyetli açıklamalar, gün gelecek dünyanın en güçlü ülkeleri arasında keskin rekabet yaratacak; milyonlarca dolarlık bütçeleri tüketecek, gizli belgelerin sayısı milyonları, gizli operasyonların sayısı da yüzleri aşacaktır. Asıl trajik ve korkutucu olan ise bu “bilim dalında” ortaya çıkacak buluşlar ve dehşetengiz uygulamalar olacaktır bundan böyle. Bir zamanlar “çiçeği burnunda” bir bilim dalı olarak kabul gören parapsikoloji artık askeri ve istihbari alanda kullanılmaya başlayacaktır. Zihnin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır artık…

Hijyenik fikirler: Beyin yıkama…

Haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri, bir çeşit “zorunlu hipnotik trans. CIA tarafından yayınlanan gizli bir raporda, soğuk savaş döneminde KGB´nin beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Yani insanlardaki savunma sistemi nasıl yıkılır, yeni model insan nasıl yaratılır.

Beyin yıkama yöntemleri, SSCB´de rejim muhaliflerine uygulandığı gibi, rejimle tam bir uyum içerisinde, birer robot gibi çalışabilmeleri için gönüllülere de uygulanmış. Böylece, rejimin istediği insan tipini yaratmak; insanları, gerektiğinde bir terörist, bir sabotajcı gibi eğitmek amaçlanmış.

CIA eski başkanlarından Richard Helms; Watergate soruşturmasında Warren Komisyonu´na şu açıklamayı yapıyordu; “Yapılan araştırma göstermiştir ki, SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak, halkının davranışlarını düzenleyebilecek bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknoloji, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Ve bu, insan zihinleri harbi olacaktır.”

CIA raporlarında, ABD´deki yeni tip bir casusluk şebekesinden de söz edilir. Buna göre; hipnoz, telapati, düşünce okuma ve düşünce nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltını etkileyerek, düşüncelerini KGB´nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışıyor. Ajanlar, çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfuz ederek, bunları, konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek istiyorlar.

Aynı raporlarda; Sibirya´da, beton sığınaklar içinde oluşturulan nükleer infilak etkisinin, bir grup yetenekli psjiko-süje tarafından, istenilen hedeflere zihinsel olarak nakledildiğinden söz ediliyor. Raporda, Sovyetler´in laboratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile ve zihin yoluyla çok uzaklarda hastalık çıkarabildikleri anlatılıyor. İnanılmaz gibi, ama bu işlemler için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmakta. Öyle ki, 1963 yılında kaybolan ABD Nükleer Denizaltısı Tehresher´in, bu yolla batırıldığı dahi söyleniyor.

Demirperde ülkelerinden Bugaristan, daha 1960Prof. Dr. Lozanov başkanlığında oluşturduğu “Telkinbilim ve Parapsikoloji” kurumunda; zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) çalışmaları başlatır. Çekoslavakya´da ise, psikotronik adı altında yapılan bilimsel çalışmalar; telepati, telegnosis ve psikoknesis üzerinde yoğunlaşır. Çekler işi o kadar ciddi tutarlar ki, Çek Bilimler Akademisi çalışmaları destekler, Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olur. Günümüzde bu tür kurumların en ünlüsü, ABD´de, direkt Beyaz Saray´a hizmet veren “Zihin Araştırmaları Merkezi”dir.

Ezoterik bilgilerden parapsikolojiye

Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretilerin içerikleri, Batı da tam anlamıyla bilinmiyor. Bugün, zihnimizin normal çalışmasının dışında, sezgiye dayanan bilince sahip olduğumuz kabul ediliyor ve insanın akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasındaki fark inceleniyor. Dini ve mistik batıni sistemlerdeki meditasyon ve vecd ise batıda yeterince bilinmiyor.

Bugün modern bilimin ortaya koyduğu madde ve enerji kanunları, medeniyetimizi oluşturuyor. Ancak bu kanunlar yalnızca maddeye ilişkin ve canlıların duyumlar dışı yeteneklerine cevap bulamıyor. Bu nedenle, bir grup bilim insanı metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak, dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğundan yola çıkarak sezgileri inceliyor.

Yeni bir bilim dalı olarak kabul edilen ve giderek gelişen Parapsikoloji, eskinin batıni öğretileri ve bilgilerini, modern-teknolojik cihaz ve vasıtalarla inceliyor. Londra Üniversitesi King´s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında şöyle diyor;
“Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz.”

Parapsikoloji terimi ilk kez 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmış. Normal yaşantımızda karşılaştığımız, ancak mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olayları tanımlayan bir terim. Parapsikoloji bugün; beş duyumuzun dışında, bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamaya yardımcı olan bir bilim dalı haline gelmiş bulunuyor.

Parapsikoloji´nin, ABD ve dünyada yayılmasındaki en etkin isimlerden birisi olan Dr. J.B.; bir insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bilgiler alabileceğine inanıyordu. Yani “Duyumlar Dışı Algılama”.

CIA devreye giriyor

New York Times Gazetesi´nin l6 Temmuz l977 tarihli sayısında şöyle bir haber yayınlandı; “ABD, insanlığı esir edebilecek görünmez silahlar geliştiriyor.” Bir yıl sonra, Arizonalı gazeteci Walter Boward, “Operation Mind Control” (Zihin Kontrol Harekatı) adıyla yayınladığı kitabında ciddi suçlamalarda bulunuyordu;

“CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik mikrodalgalar ve alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi, davranış değişiklikleri terapisidir.

CIA, psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başarmıştır. Bu yöntemlerle, yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu savaşın görünmez muharebe sahası insan zihnidir. Parapsikoloji silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek amacıyla kullanacaklardır.”
En hayret edilecek konunun, milli güvenlik etiketi altında zihin kontrolünün araştırılması olduğunu vurgulayan Boward, kitabında zihin kontrolü için uygulanan “MKUTRA Projesi”ne de değiniyor;

“Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, ´CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu´ demiştir. Sorulmadı ve kendisi de zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Amiral Turner, zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu” dedi.

Günümüzde insanların zihnine çeşitli araçlarla (gazete, kitap, radyo, internet ve televizyon) ulaşma imkanı sınırsız ve kontrolsüz bir halde. İnsan denilen biyolojik varlık, çok kolay programlanabilmekte. Okült (batıni, gizli) bir bilgi olan tekno-maji´nin (teknik büyü) sırları da son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüş durumda. Bu bilgi yığını korkunç silahları da beraberinde getirdi.

Teknokrat, bilim adamı ve askerlerden oluşan bir grup, bu güçlerin kontrolünü şimdi elinde bulundurmakta. Son 25 yıl, parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji´nin (ruhsal büyü) uygulama alanına konulduğu yıllar oldu. Hedef insan zihinlerini kontroldür. Geleceğin insanının-hatta günümüzün-kaderini; psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çiziyor.”

Blue Bird!

CİA; Sovyet, Çin ve Kuzey Kore´nin zihin üzerindeki çalışmalarına karşı ilk programı 1950´de “Blue Bird” (Mavi Kuş) adıyla hayata geçirdi. Sonraki her gelişme Mavi Kuş´un kanatları altında serpildi. Bugün ilgilenenlerin elinde, CIA´in 1953´te Güvenlik Bürosu, 1962´ye değin Teknik Servisler Kadrosu eliyle yürüttüğü kirli projelere ilişkin 215 bin sayfa doküman var. Ancak bunların tamamı, işin finansal yönüne ilişkin ipuçlarından ibaret. Öze ilişkin kayıtların miktar ve içeriği bilinmiyor, nedeni bu döneme ait tüm belgelerin imha edilmiş olması. Yine de işin içinde yalnızca CİA´nin değil; ABD Savunma Bakanlığı, askeri kurumlar, Avrupa´daki bir çok bilimsel kuruluş ve özel laboratuvarların da bulunduğu anlaşılıyor bu dokümanlardan.

CIA´in başlangıç çalışmaları parlak sonuçlar verdi. İnsan davranışlarını ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı amaçlayan bir ekip, “Scopaline, Barbiturates, Peyote, Mariyuhana ve Mescaline” türü maddeleri kullanarak “gerçek serumu” üretmeyi planladılar. Ekip bununla da kalmayıp, “Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol” projesinin ilk adımlarını da attı. İnsanların içine, onları kontrol edecek küçük alıcıların yerleştirilmesi idi projenin görünmez yüzü. Ve zamanla insanların kobay olarak kullanıldığı projelerin efsaneye dönüşecek isimleri ardı ardına belirginleşmeye başladı; MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION ve ARTICHOKE.

MKULTRA…

Sayılan projelerden MKULTRA´nın ne olduğunu bilmek, bu konuda neden korku duyulması gerektiğini yeteri kadar açıklıyor. MKULTRA´da yalnızca uyuşturucular üzerinde çalışılmıyor. Duyumda azaltma, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli gibi pek çok araştırma yapılıyor proje kapsamında.

MKULTRA´da tamamı gizli bütçelerden finanse edilen 180´in üzerinde alt proje bulunuyor. Ana proje çatısı altında kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan hareketlerini kontrol etme amaçlı ve gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma yapılıyor. Kâğıt üzerinde 1964´te sona eren projenin 1970´lere kadar sürdürüldüğü biliniyor. Tüm belgelerin 1973´te yok edilmesi nedeniyle projenin tamamı soruşturma ve kovuşturmalardan sıyrılmayı başardı.

“Duyu Ötesi Algılama”; insanın gelecek, geçmiş veya şimdiki zaman hakkında, bilinen beş duyuyu “kullanmaksızın” bilgi edinebilmesine deniyor. Yani “6.his”ten başlayarak! 1970´lere kadar parapsikolojik bir altyapı mevcutsa da, bu tarihten sonra “psişik” çalışmalar çok daha kalibreli, geniş ve tehlikeli bir boyuta tırmanıyor.

Örneğin, ölülerden istihbarat temini için medyumlardan faydalanıldığı, bunlara bütçe ayrıldığı biliniyor. Bunlar ABD´de olanlar. Ya Sovyetler?

1975 yılına gelindiğinde, Sovyetlerin bu alandaki faaliyetlerinin gideri 300 milyon Ruble´yi aşmıştı. Bu rakam tek başına işin ciddiyetini gösteriyordu. Ancak ABD için buradaki problem farklıydı. CIA istihbarat alamıyordu ve kongreyi bu alana yatırım yapmaya ikna edebilecek delillerden yoksundu. Yine de konuyu NSA´ye taşıyarak gerekli desteği aldı.
1971´de “duru görü” üzerine çalışmalara başlandı. Bio-insanın klasik 5 fiziksel duyusunun dışındaki bilgiyi organize edebilmek için ek algılayıcılara sahip olup olmadığı araştırılıyordu ve bu başarıldı. Uzmanlara göre, insanın tam 17 tane farklı duyusu vardı ve projeler, deneyler ardı ardına hayata geçiriliyordu.

Bugün için söylenecek çok fazla şey yok ne yazık ki. Yöntem ve pratiğin daha sarsıcı hale gelmesinin, ya da uygulama alanının daha tehlikeli çapa erişmesinin kaygıları artırmaktan başka bir önemi yok. Çünkü ilkel haliyle de olsa, bir grubu ya da bir ülkedeki tüm insanları topyekûn etkileyebilecek de olsa “zihin kontrolü” lanetli bir iş. “Uluslararası Af Örgütü” de tam olarak bunu söylüyor zaten:
“Bireyin kendi zihin kontrolünü sağlama yetisine zarar verilmesini, düşünce kontrolü ve beyin yıkama bahsinde yer alan bir ahlaki suç olarak ele alıyoruz. Zira bir insanın zihni yetilerini bozmayı ya da yok etmeyi hedefleyen herhangi bir sorgulama ve uygulama prosedürü, yaygın olarak kabul edilen fiziksel işkence sınıflandırmaları kadar insanlık dışıdır.”



Beyninizi Dinlendirmek İçin Değişik Hobiler Edinin

Son yıllarda yapılan araştırmalarla; duyguların ve hafızanın işleyişini anlama yönünde büyük adımlar atıldı. Fakat bilincin merkezi olan beyin, sırlarını hâlâ büyük ölçüde koruyor. Beyne zarar veren birçok faktör olduğunu belirten uzmanlar, rutin hayatın dışına çıkmanın beyin için kilit öneme sahip olduğunu ifade ediyor

Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Günel, bilim dünyasının beyin üzerinde bugüne kadar çözebildiği sırları anlatıyor. Anti-aging kavramının bugün artık beynimiz için de geçerli olduğunu savunan Dr. Günel, yaşam stilimizde yapılacak yeniliklerle hafızayı çok daha etkin bir biçimde kullanabileceğimizi ifade ediyor: “Seyahate çıkın, değişik insanlarla arkadaşlıklar kurun, rutin alışkanlıklardan kurtulun ve bazen boş oturarak beyninizi dinlendirin.” Aşkın insan beynini nasıl etkilediğini anlatan Günel, kadın ve erkek beyni arasındaki farkları da açıklıyor. Ve dizinin son gününde, dünyada ölüm nedenleri arasında en başta yer alan beyin kanamaları ve anevrizmalar konusunda son yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verecek. Onun hayali, bir gün küçük bir kan testi ile anevrizma riskini belirleyebilmek. “Sonuç almamıza çok az kaldı” diyor. Onun basit ama etkili önerileri, yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da da yüzlerce kişinin hayatını değiştiriyor. ‘Yale’deki dahi Türk doktor’ olarak adını duyuran Murat Günel, bu yazı dizisinde insan beynini ve hafızayı en verimli kullanma yöntemlerini GÜNAYDIN okurlarına anlatıyor:

* Aşk ve benzeri duyguları beyin mi yönlendiriyor, kalp mi?
Tabii ki beyin. Kalp beynin hizmetinde olan bir kastır. Duyguların beyinde hangi bölgelerden kaynak aldığını bilemiyoruz. Örneğin deneysel hayvanlarda belli beyin bölgeleri elektriksel olarak uyarıldığında, belli duygular kolaylıkla ortaya çıkarılabiliyor. Bu tabii ki basit duygular için geçerli. Aşk gibi karmaşık duyguları tam olarak çözemediğimiz halde, beynin birçok bölgesinin bu duygulara katıldığını biliyoruz.

MONOTONLUKTAN KAÇININ
* Kadınlarla erkeklerin beyin yapıları birbirinden farklı mı?
Evet. İlk olarak, erkeklerin beyin ağırlıkları kadınlarınkinden daha fazla. Fakat bu, erkeklerin kadınlardan daha zeki olduğu anlamına gelmiyor. Son yıllarda fonksiyonel MRI ile yapılan çalışmalar, belli fonksiyonların kadınlarda, belli fonksiyonların ise erkeklerde daha üstün olduğunu ortaya çıkarttı. Örneğin hafıza kadınlarda daha iyi olduğu halde, yön bulma duygusu erkeklerde daha gelişmiştir. Aynı zamanda hormonların da beyin üzerine çok büyük etkisi var. Zaten o nedenle kadınlarla erkeklerin davranışları farklı. Aynı zamanda, kadınlarda hormonların değiştiği dönemlerde ruh halinin değişmesi de buna bağlı oluyor. Gebelikteki aşermenin etkisi de, hormonlardaki değişimin beyin üzerine etkisinden kaynaklanır.

* Şehir hayatının beynimiz üzerinde etkisi var mı?
Şehir hayatının değişik açılardan olumlu ve olumsuz etkileri var. Çevre kirliliğinden yaşamsal tek düzeliğe kadar pek çok faktör beyni olumsuz yönde etkileyebiliyor. Fakat aynı zamanda, sosyal iletişimlere bağlı olarak, olumlu etkileri de var. Rutinin dışına çıkıp, beyni çalıştırmak gerekli. Bunun için sevdiğiniz herhangi bir yöntemi bulabilirsiniz. Hobiler beyin sağlığı için önemlidir. Örneğin ben boş zamanlarımda yazmayı, okumayı, boş boş durmayı severim. Hafta sonu gezileri beynin rutin dışına çıkmasını sağlayabilir. Benim New York’ta uyguladığım yöntemlerden biri de, değişik gruplara katılıp, kendimi bir bakıma zorlamamdır. Bilim adamları dışında Amerika’da birçok dostum var. Onlar yüzünden New York’ta ‘The Moth’ denilen bir gruba katıldım. Amaç, sahneye çıkıp 200-300 kişi önünde bir hikanlatmak; hatta yarışmalar bile var. Herkes çıkıp komik hikayeler anlatıyor. Benim hikayelerim biraz acıklı, biraz duygusal. İlk başlarda biraz tedirgindim ama herkes iyi tepki verdi ve grubun yakın bir parçası haline geldim. Bu şekilde de beynimi boşalttığım oluyor.

HÜCRE NAKLİ İÇİN ÇALIŞILIYOR

* Stres beyin hücrelerini öldürüyor mu?
Stresin beyin ve vücut sağlığı üzerine olumsuz birçok etkisi var. İlk olarak kan basıncını artırarak, beyin olsun, kalp olsun, tüm organları yıpratıyor. Stresin yanında ortaya çıkan duygular da önemli. Çünkü duygular da bir bakıma hangi maddelerin salgılandığını gösteriyorlar. Örneğin sevdiğimiz birinin başarısını beklerken duyduğumuz stresle, bir kaza anında yaşadığımız stres birbirinden farklı duyguları ortaya çıkarır. Olumsuz duygulara yol açan stres, beyni öldürücü etkisini daha çok gösteriyor.

* Depresyondan beynimizi kurtarabilir miyiz?
Depresyonun temeli biyolojiktir. Örneğin büyük beyin ameliyatlarının ardından tüm hastalar bir süre depresyona girerler. Bunun nedeni de, beyindeki kimyasal maddelerin tamamen tüketilmesidir. Depresyon ilaçları da sonuç olarak bu maddelerin yapılmasını kolaylaştırıp, beyindeki oranlarını artırır.

* Beyin nakli bir gün mümkün olacak mı?
Beyin naklindeki en büyük sorun, hücrelerin doğru kaynak noktalarını bulabilme zorluğu. O yüzden organ nakli şimdilik imkansız. Yoğun ve aktif olarak çalışılan konu ise, beyinde hücre nakli. Örneğin bir felçten ya da beyin hasarından sonra, hasar gelen bölgeye kök hücrelerin verilmesi konusunda birçok çalışma var. Son araştırmalar kök hücrelerin beyinde de var olduğunu, özellikle hafızada ve koku sisteminde aktif olarak rol aldığını gösterdi.

* O zaman çok yakında kök hücre yardımıyla hafızayı güçlendirmek mümkün olacak mı?
Evet. Bunun da ötesinde, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların tedavisinde bu kök hücrelerin etkili olacağı düşünülüyor. Aynı şekilde, bir felç sonrasında sol kolu oynatan bölge hasar gördüyse, kök hücrelerin bu bölgeye verilmesiyle kol fonksiyonunun geriye döndürülebilmesi konusunda çok aktif çalışmalar var.

* Zekile beyin yapısı arasında bir ilişki var mı?
Belli bir noktaya kadar var. Örneğin hayvanlara baktığınızda, maymunlarla insan beyninin ağırlığı yakın olmasına rağmen, yapısı çok farklıdır. İnsanlarda daha fazla fonksiyon elde edebilmek için, ilk olarak beyin kendi içinde ikiye bölünerek yüzey alanını artırmış. Ayrıca, kıvrımların sayısı da insanlarda çok daha fazla. Yani bu yapı beynin fonksiyonunu artırarak, insanların daha zeki yaratıklar olmasını sağlıyor. Köpeklere ve kedilere baktığınızda, koku ile ilgili olan bölge onlarda insanlara göre çok daha büyük.

Kaynak: arsivsabah.com